8 Mayıs 2011 Pazar

Yine Bahar Geldi...


Yine bahar geldi...Ve ben tekrar çocukluğuma döndüm.

Papatyalardan gelin taçları yapıp saçlarımıza kondurduğumuz zamanlara. Hani televizyonun tek kanallı olduğu saat 24:00’de İstiklal Marşı ile yayınların bittiği. Hani “Uzay Yolu” dizisini izleyip 2000’li yılların metalik renkli giysilerin giyildiği, uzay mekikleri ile yolculukların başladığı, otobüslerle yolculukların artık nostalji sayılacağı zamanlar olacağının hayalini kurduğumuz.

Bizler masallara inanırdık o yıllarda. Öyle ya anne ve babalarımız hep doğruyu anlattıklarına göre masallar da gerçekti. Okul pikniklerinde kurbağa yakalamak için koşuşurduk. Malum masal gereği öpülünce prens olacaklardı. Yani bizim jenerasyonumuzun kadınlarının şimdilerde yaşadıkları ilişkilerde tökezlemeleri hep bu masallara dayanır.

Çocuktuk biz. Uyandığımızda mahallede başlardı hayatımız. Özgürce oynardık. Hava karardığında hepimizin annelerinin aynı anda sesi yankılanırdı, bir nevi ulusa sesleniş “ hadi artık babanız gelmeden içeri girin”... Düşünüyorum da cep telefonları yoktu, ev telefonları yaygın değildi. Annelerimiz aynı anda seslenişlerini nasıl programlayabiliyorlardı? Oysa şimdi, buluşma saatine dek defalarca cep telefonuyla  konuşuyoruz “neredesin?”, “kaç dakikada burada olursun”...

Ablamla yaptığımız yaramazlıklarda, annem babama söyler, bizde başımıza geleceklerin korkusuyla erkenden uyurduk. Babam anlardı “kuşlar söyledi yaptıklarınızı, hadi anlatın” dediğinde erken uyumamızın bizi ele verdiğini düşünemezdik. O an ablamla bakışlarımızla konuşurduk adeta, içimizden kuşlara sayıp dökerdik, yarın olsun o kuşlara bizi ispiyonlamak neymiş göstereceğiz diye...

Yani biz çoçuktuk o zamanlarda. Şimdiki gibi büyümüş de küçülmüş yumurcaklar değildik. Bilgisayar başında sanal dünyada yaşamazdık, hayat gün ağardığında mahallemizde başlardı bizim. Annemiz ya da babamız bize kızdıklarında hatta dayak yediğimizde depresyona girmezdik, bizim canımız sıkılmazdı, boşluğa falan da düşmezdik o yıllarda.

Mahallemizde annelerimiz sözleşirdi, çoluk çombalak toparlanır sinemaya giderdik. Salon filmlerini severdim, hanım hanımcık Filiz Akın idolümdü. Şimdiki çocukların idolleri gibi mucizevi, doğa üstü güçleri yoktu Filiz Akın’ın. El ele tutuşup aşık olurlardı, öpüştüklerinde de çoçukları olurdu zaten...

Gördüklerimiz bunlardı, inandıklarımız da. Günümüz ilişkilerine ayak uydukmakta zorlanmaları bundandır bizim jenerasyonun kadınlarının. Geçiş dönemiydi, bu yüzden ara nesil diyorum kendimize. Şu anda kırklı yaşlarda olan hemcinslerim beni iyi anlayacaklardır. Ha, tabiki kendilerini update edebilenlerimizin sayılarını küçümsemiyorum. Uzun zaman yenilemediğiniz bir bilgisayarın mevcut teknolojiye ne derece uyum sağlayabileceğini ise varın siz düşünün.

Üniversite yıllarımızda el ele tutuşmak yüreklerimizi hoplatırdı. Oysa şimdi ilkokul çağlarında çoçuklarımızın sevgilileri var, lise yıllarında kadın ve erkek oluyorlar. Bizler ara nesiliz, yeni teknolojik ilişkilere update edilmekte zorlanan, sevgiye inanan, sevginin emek olduğuna inanan kadınlarız.

Merak ediyorum aslında hadi bizler ara nesiliz mazeretimiz var, heyecanlarımızı tamamlayamamakta...Peki şimdiki çoçuklar, herşeyi zamanından önce yaşıyorken büyüdüklerin de onları ne heyecanladıracak acaba?

İpek Görür...
16.03.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder