ipekdrella
sevginin ne olduğunu anlayan,birgün masalı gerçeğe dönüştürecektir demiştim ya artık masal gerçek oldu...yüreğim sevgi dolu, yüreği sevgi dolu.
5 Temmuz 2011 Salı
Aşkımın izinde hayat ne güzel...
Kırmızı güllerin sıradanlığını sevmem ben...Hani sevgililer gününün sahteliği vardır ya!Hani şehrin varoşlarında yaşayıp giyinip süslenip en şık restoranda yemek yerken buraya ait değilim diye bağıran hallerinin farkedilmediğini sanarak sahte gülümseyenler vardır ya!Bir sahtelik,bayağılık vardır gülün kırmızında...Afişe olmuştur kırmızı gül,seven erkek gerçekten sevdiği kadına bu sıradanlığı yaşatmaz.Erkek adam hangi kadına hangi renk gül gönderileceğini bilir...İş de bu yüzden seni daha çok seviyorum...Seniiiii seviyorum:)Seni yine yeniden seviyorum.Aşkımın izinde hayat ne güzel...
5 Haziran 2011 Pazar
İstanbulllllllllllllllllllllllllllllllllllllll seni seviyorum...Çünkü ben İstanbulum.
Sevdiğim İstanbul. Aşkım İstanbul...İstanbul da ben çokkkkkkkk mutluyum...Seni yine yeniden ve hep çokkkkkk sevicemmmm.Ve benim sana sözüm budur...
İpekce
İpekce
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Sen geçmişi bana bırak can!
Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.
Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin Yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak. Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti...
Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; tâ özümden, tâ közümden...
Birazdan sabah olacak; yağmur yağacak... Ardından gökkuşağı, sonra güneş... Sıcacık, apaydın, pırıl pırıl... Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı
Vefa nedir, bilir misin? Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.
Şimdi ayrılık vakti can! Gecenin en karanlık vakti. Vaktin Yaratıcısı, az sonra geceden gündüzü doğuracak. Vakit gitme vakti, bizden aldıklarını gitmesi gereken yerlere iletme vakti...
Al can! Bu heybe senin. Sol yanımdan bir parça kopardım senin için; tâ özümden, tâ közümden...
Birazdan sabah olacak; yağmur yağacak... Ardından gökkuşağı, sonra güneş... Sıcacık, apaydın, pırıl pırıl... Hep böyle oldu, tarihte hep karanlık yenilgiye teslim oldu, güneş kazandı
9 Mayıs 2011 Pazartesi
bir el...
Bir yaz günü, plajda oturuyor, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı...
Kale neredeyse tamamlanmışken, büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu... Her şey, bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü...
B...ütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını bekliyordum...
Ama çocuklar beni şaşırttı...
Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler...
Çocukların, o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini farkettim...
Hayatımızdaki her şey, yapmak için üstünde çok zaman ve enerji sarfettiğimiz her karmaşık yapı, aslında kumdan yapılmışlardır...
Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir... Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarfettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir...
Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir.
Rabi Harold Kushner
Kale neredeyse tamamlanmışken, büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu... Her şey, bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü...
B...ütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını bekliyordum...
Ama çocuklar beni şaşırttı...
Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler...
Çocukların, o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini farkettim...
Hayatımızdaki her şey, yapmak için üstünde çok zaman ve enerji sarfettiğimiz her karmaşık yapı, aslında kumdan yapılmışlardır...
Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir... Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarfettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir...
Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir.
Rabi Harold Kushner
8 Mayıs 2011 Pazar
Yine Bahar Geldi...
Yine bahar geldi...Ve ben tekrar çocukluğuma döndüm.
Papatyalardan gelin taçları yapıp saçlarımıza kondurduğumuz zamanlara. Hani televizyonun tek kanallı olduğu saat 24:00’de İstiklal Marşı ile yayınların bittiği. Hani “Uzay Yolu” dizisini izleyip 2000’li yılların metalik renkli giysilerin giyildiği, uzay mekikleri ile yolculukların başladığı, otobüslerle yolculukların artık nostalji sayılacağı zamanlar olacağının hayalini kurduğumuz.
Bizler masallara inanırdık o yıllarda. Öyle ya anne ve babalarımız hep doğruyu anlattıklarına göre masallar da gerçekti. Okul pikniklerinde kurbağa yakalamak için koşuşurduk. Malum masal gereği öpülünce prens olacaklardı. Yani bizim jenerasyonumuzun kadınlarının şimdilerde yaşadıkları ilişkilerde tökezlemeleri hep bu masallara dayanır.
Çocuktuk biz. Uyandığımızda mahallede başlardı hayatımız. Özgürce oynardık. Hava karardığında hepimizin annelerinin aynı anda sesi yankılanırdı, bir nevi ulusa sesleniş “ hadi artık babanız gelmeden içeri girin”... Düşünüyorum da cep telefonları yoktu, ev telefonları yaygın değildi. Annelerimiz aynı anda seslenişlerini nasıl programlayabiliyorlardı? Oysa şimdi, buluşma saatine dek defalarca cep telefonuyla konuşuyoruz “neredesin?”, “kaç dakikada burada olursun”...
Ablamla yaptığımız yaramazlıklarda, annem babama söyler, bizde başımıza geleceklerin korkusuyla erkenden uyurduk. Babam anlardı “kuşlar söyledi yaptıklarınızı, hadi anlatın” dediğinde erken uyumamızın bizi ele verdiğini düşünemezdik. O an ablamla bakışlarımızla konuşurduk adeta, içimizden kuşlara sayıp dökerdik, yarın olsun o kuşlara bizi ispiyonlamak neymiş göstereceğiz diye...
Yani biz çoçuktuk o zamanlarda. Şimdiki gibi büyümüş de küçülmüş yumurcaklar değildik. Bilgisayar başında sanal dünyada yaşamazdık, hayat gün ağardığında mahallemizde başlardı bizim. Annemiz ya da babamız bize kızdıklarında hatta dayak yediğimizde depresyona girmezdik, bizim canımız sıkılmazdı, boşluğa falan da düşmezdik o yıllarda.
Mahallemizde annelerimiz sözleşirdi, çoluk çombalak toparlanır sinemaya giderdik. Salon filmlerini severdim, hanım hanımcık Filiz Akın idolümdü. Şimdiki çocukların idolleri gibi mucizevi, doğa üstü güçleri yoktu Filiz Akın’ın. El ele tutuşup aşık olurlardı, öpüştüklerinde de çoçukları olurdu zaten...
Gördüklerimiz bunlardı, inandıklarımız da. Günümüz ilişkilerine ayak uydukmakta zorlanmaları bundandır bizim jenerasyonun kadınlarının. Geçiş dönemiydi, bu yüzden ara nesil diyorum kendimize. Şu anda kırklı yaşlarda olan hemcinslerim beni iyi anlayacaklardır. Ha, tabiki kendilerini update edebilenlerimizin sayılarını küçümsemiyorum. Uzun zaman yenilemediğiniz bir bilgisayarın mevcut teknolojiye ne derece uyum sağlayabileceğini ise varın siz düşünün.
Üniversite yıllarımızda el ele tutuşmak yüreklerimizi hoplatırdı. Oysa şimdi ilkokul çağlarında çoçuklarımızın sevgilileri var, lise yıllarında kadın ve erkek oluyorlar. Bizler ara nesiliz, yeni teknolojik ilişkilere update edilmekte zorlanan, sevgiye inanan, sevginin emek olduğuna inanan kadınlarız.
Merak ediyorum aslında hadi bizler ara nesiliz mazeretimiz var, heyecanlarımızı tamamlayamamakta...Peki şimdiki çoçuklar, herşeyi zamanından önce yaşıyorken büyüdüklerin de onları ne heyecanladıracak acaba?
İpek Görür...
16.03.2011
27 Şubat 2011 Pazar
Aşk tesadüfleri sever...
Uzun zamandır sinemaya gidelim diyor Elvancım ve her defasında benim mazeretlerim var. Bugün pazar ve günü uykuda telef etmeyelim Elvancım, hadi sabah erken kalkıp tesadüfen karşılaşmış gibi yapalım Kipa Cinebonus da:)...Saat 10:45 ve biz sinema salonunda aşıklar koltuğunda yanyanayız. İpek&Elvan dışında kimse yok salonda...Ben böyle bir sahneyi üniversite yıllarımdan hatırlarım.Tanseli ile karar veriyoruz dinamik dersinin finali için okulda buluşup, Mozart filmine gideceğiz...Malum üst sınıflardaki büyüklerimiz uyarmış, Mustafa Hoca finalde herkesi döker, hiç uğraşmayın bütünlemede rahatca verirsiniz dinamiği...Serde gençlik var büyük sözü dinledik Tanseliciğimle:)Çınar sineması saat 10:00 ve İpek&Tanseli dışında kimse yok salonda. Arkadaşlar dinamik dersinin finalinde, biz kikirik bir halde film izlemede...Ertesi gün okula gittiğimizde final sorularını görene dek hayat güzeldi, harika bir iş yapmıştık:) Öyle kolaymış ki sorular bin pişman oluyoruz, geçeceklerin hepsi finalde geçmiş bütünlemeye kalan herkes dersi tekrara aldı. Dinamik dersi benim için özeldir, malum fakülteyi yarım dönem uzatmama sebeptir...
Aşk tesadüfleri sever...Aslında Belçim Erdoğan'ı hiç sevmem ama film çok konuşulduğu için izlemek istedim.Elvancım da zaten bu filmi istemişti anlayacağınız emir büyük yerden, Elvanım için akan sular durur. Hayatımda olmasının benim için en büyük şans olduğunu düşündüğüm ve hep hayatımda olmasını istediğim sayılı dostlarımdandır kendileri:) Kendisi dalgıçtır, dalış yazıları yazar ve daha bir yazısında adım geçmemiştir ama final yazısından umudum hala var:)
Aşk tesadüfleri sever filminin felsefesini beğendim...Aslında tesadüf diye anlatılan, herşeyin bir sebebinin olduğu, hiçbir şey rastgele değilmişi doğrulatan bir kurgulama. Doğmasına sebep oluyor, bir gün yaşaması için gereken yüreği onun vereceğini bilmeden...Yıllarca hiç karşılaşmıyorlar çoçukluk aşkı olarak içlerinde kalmasına izin vererek. Ve tekrar karşılaşmaları hep bir sebep için...Onun yaşaması için. Ve aşk ölmüyor, sevdiğinin yüreğiyle yaşama tutunuyor, zahir anlamda yok olmuş gibi gözüksede mana aleminde aşkın ölümsüzlüğüne eriyorlar...
Ey hayat, sen ne güzelsin...Yaşarken algılayamadığımız pek çok şeye ne kadar mana yüklüyorsun...
İpekce...
26 Şubat 2011 Cumartesi
Seni seviyorum, bu baharda bekliyorum...
Seviyorum Paulo'yu...
Ne güzel söylemiş ''Kaçan kovalanırmış; halbuki hiçbir çiçek ne kadar güzel koktuğunu kanıtlamak için dalından kopmaz...Paulo Coelho''
Bu yaşıma geldim hala kadın ve erkekler arasında ki rol yapmaya dayalı ilişkileri anlayamadım.Kadın erkeği beğenir ama beğendiğini belli etmemesi gerekir ,kadın erkeği sever ama sevdiğini belli etmemesi gerekir ve kurallar böyle sıralanır...Sanki bir oyun oynanır ve kadının hissettikleri dışında davranması rolü gereğidir.Çünkü erkekler rol yapan kadınların peşinde dilleri bir karış dışarıda dolanır dururlar, hatta böyle rol yapan kadınlara tapınırlar.Gel de çık işin içinden!!!
Oysa cinsiyet kavramının dışında birşey vardır asıl önemlisi de budur ''İNSAN OLABİLMEK''...Kadın insandır, erkek insandır ve her iki cins önce insan olabilmekle ilgili olmalıdır. Kadınları rol yapmaya iten şeyse ne yazık ki erkekler. Duygularını gizlemeden yaklaştıkları her erkeğin yüreklerinde bıraktıkları sızılar. Erkekler ne ister?Erkekleri ne mutlu eder? Neden rol yapmak zorunda bırakırlar kadınları?
Hayat bu kadar uzunmudur rollerle uğraşacak, samiyetsizliklere koşmak için...
Sevmek istersin hemde öyle çok bunu istersin ki...Hatta haykırmak istersin ''SENİ SEVİYORUM'' diye...Ama çok risklidir, heran terkedilebilirsin. Bu ince çizgide kadın karar verir, ya samimi olacaktır ya da samimiyetsiz.
Bazen bende samiyetiz olmalıyım derim kendime, sonra insan olduğumu hatırlarım onun da insan olduğunu hatırlarım ve vazgeçerim. Hayat rol ezberleri için çok kısa, seviyorum demek kadar güzel bir kelime yok ki, varsın anlamasın, varsın yokolsun...Ben yine de seviyorum demekten vazgeçmeyeceğim.
Ölüm heran yanımızdayken, seviyorum diyen de diyemeyen de aynı sona erişecekse neden sıradan rollerin içinde bedenimi hapsedeyim, değer mi?
Doğrular ve yanlışlar...Kim için doğru kim için yanlış!!!
Sevmek ilkbaharın doğayı canlandırdığı gibi bir duygudur aslında, seversen yüreğin hep canlıdır. Evet zordur sevmek, hele de bunu anlamaktansa rollere bürünmemizi bekleyen erkekleri...
Düşünüyorum öyleyse varım...Aslında düşünüldüğün için varsın bunu anlayabildiğimiz günü istiyorum hemen, şimdi...
Bir kere de sen söyle ''SENİ SEVİYORUM''.
Bir kere de sen söyle ''SENİ ÖZLEDİM''.
Korkmayın seni seviyorum diyenden, korkmayın seni seviyorum demekten...Bırakın baharın papatyaları açsın yüreğinizde.
Hadi bahar geldi artık, toplayın papatyaları koyun bir vazoya kızarmış ekmek kokusuna sevginizi ekleyip süsleyin kahvaltı masanızı...Kırmızı gülleri sevmem ben, hep rol yapan kadınların çiçeği gibi algıladığımdan sanırım.Papatyanın masumluğunu bulamam kırmızı güllerde, hep gülüşünü bile gizleyen ağır makyajın altında ki rol yapan kadınları hatırlattığı için sanırım.
Hadi bahar geldi, kaçırdığınız baharlara inat bu baharı kaçırmayın...Seneye bahar, papatyaları görebilecekmiyizin muammasında ertelemeyin...
Seni seviyorum...Ben bu baharda seni bekliyorum...
...Odam kireçtir benim, yüzüm güleçtir benim. Hem gülüşümü gizleyecek makyajım da yoktur benim:)
Seni seviyorum, seni bu baharda bekliyorum...
İpekce...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)